Konuşulması en zor konulardan biri hiç kuşkusuz. Konunun mağdurlarının da konuşamadığı için giderek büyüyen bir toplumsal yaradır çocuklara yönelik cinsel istismar. Yara kanayan bir yara.. İnsana karşı yapılan her türlü suç sağlıklı insan aklının kabul edeceği bir şey değil elbette ancak bütün değerlerimizin, inançlarımızın ve duygularımızın derinden sarsılması kuşkusuz mağdurun “çocuk” olmasıyla yakından ilgilidir. Gözümüzden sakındığımız, öpmeye kıyamadığımız, geleceğini oluşturmak adına dişimizi tırnağımıza taktığımız, canımız, ciğerimiz çocuklarımız.

Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Müdürlüğü’nün 2008 yılındaki verilerine göre Türkiye’de bir yılda açılan 15 bin taciz davası olduğunu ancak bu rakamın Türkiye’deki toplam taciz suçunun % 10′unu oluşturduğunu yani % 90′ının adli makamlara yansımadığını ortaya koymuştur.

Araştırmalar ülkemizdeki cinsel tacizlerin % 90′ının mağdurun yakın çevresi, istismara uğrayanın % 85′inin kız çocuğu olduğunu göstermektedir.

Bir yıl içindeki mağdur sayısı 20 bini geçmektedir.

Cinsel tacizin % 61′ nin aile içinde olduğu bulgulanmıştır.

Aşağı sosyo ekonomik, sosyo kültürel düzey suçu işlemede etkisi olmakla birlikte cinsel taciz her kesimde görülmektedir.

“Çocuğun İstismardan Korunması ve Rehabilitasyonu Derneği” ÇİKORED konuyla ilgili çok ciddi çalışmalar yürütmektedir. Son yıllarda çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan profesyoneller, sosyologlar, eğitimciler ve sosyal çalışmacılar da konunun ciddiyetini toplum bazında dillendirip daha çok kişinin soruna dikkatlerini çekmeye çalışmaktadırlar.

Ancak hukuk Sistemimizde yeni düzenlemeler, caydırıcı cezalar, ülke çapında kurulacak cinsel travma ve kriz merkezleri, aileleri bilgilendirci eğitim çalışmaları gibi hala yetersiz kalınan konularda etkin örgütsel bir çalışma hızla hayata geçirilmelidir.

Sigara için başlatılan caydırıcı kampanyalar ve yaptırımlar oldukça başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Bu konuyla ilgili de planlı, kararlı politikalar veçalışmalar oluşturulup, projeler geliştirilemez mi?. Tüm bunlar konuyla ilgili toplumsal bir hareketin oluşmasını sağlamaz mı? İnanın sağlayacakdır. Sağlamalıdır çünkü sorun öylesine yıkıcıdır ki, sahip çıkılmazsa sonrasında hem aileler, hem çocuklar “kayıptır”.

Ve uzmanlara farklı sorunlarla gelen, sayısı azımsanamayacak kadar danışanın -eğer güven ortamını yakaladıysa- çocukken yaşadığı taciz ile ilgili anlattığı öyküler hepimizin tüylerini diken diken edecek türdendir. “Kol kırılır yen içinde kalır” kültürüyle beslenen ailelerin konuyu örtbas etmeleri, inkar mekanizmasını kullanmaları, bildik çarpık aile içi davranış örüntüleridir.

Bu şekilde dışa vurulmadığında, çocuğa gerekli profesyonel yardım yapılamadığından ergenlerde aşırı alkol ve uyuşturucu madde kullanımı daha sık görülmekte, kişinin yetişkinlik yaşamında cinsellikten korkma, karşı cinsle ilişkilerde sorunlar yaşama, cinsel işlev bozukluğu, yeme bozukluğu, düşük benlik saygısı, depresyon gibi rahatsızlıkların yanısıra, yaşam boyu öfkeli, huzursuz, mutsuz bireyler olarak hayatlarını sürdürmeye mahkum olmaktadırlar.

Çocuklara bedenlerini nasıl koruyacakları konusundaki eğitimin verilmesinden tutun da, taciz sonrası ailelerin nasıl bir yol izleyecekleri, kanuni hakları ve özellikle annelerin bilinçlendirilmesine kadar yapılacak çok iş, çok fazla sorumluluk beklemektedir hepimizi.

Tabiidir ki esas olan ve arzulanan tek bir çocuğun bile bu duruma maruz kalmamasını sağlayacak toplumsal bilincin geliştirilmesi ve koruyucu önlemlerin alınmasıdır.

Hanımlar, beyler konu “ÇOCUK” dur / “ÇOCUKLARIMIZ” dır ve konu ihmale, ötelemeye, ertelemeye meydan vermeyecek kadar hassastır. Mücadele hepimizin; çocuklarımızın minik bedenleri, minik yürekleri kirlenmesin, bakışları hüzünlenmesin diye…